fake (fiil) Numara yapmak, kandırmak When I was little and I didn’t want to go to school, I fake to be a sick person. (Küçükken okula gitmek istemediğimde hasta olmuş gibi davranırdım.) He is a complete phoney, he fake up all of this. (O tam bir sahtekar, tüm bunları uyduruyor.) fake (isim / sıfat) Sahte, taklit This is just a fake account, you don’t need to take it’s comments seriously. (Bu sadece sahte bir hesap,…

edge (isim) Kenar Don’t put the plates close to the edge of table, you may drop them. (Tabakları masanın kenarına yakın koyma, onları düşürebilirsin.) Buy the right perfume, there must be a black horse in its edge, be careful. (Doğru parfümü al, kenarında siyah bir at olmalı ona dikkat et.) Avantaj, üstünlük We have the edge boys be careful we took the lead! (Üstünlük bizde çocuklar, dikkatli olun öne geçtik.) You had the edge but…

left (sıfat) Sol Bir kişinin ya da nesnenin kuzeye bakarken batıda olan bir şeyin üzerinde, ona doğru ya da onunla ilgili bir şeyi ifade etmesidir. His left arm was broken. (Onun sol kolu kırılmıştı.) Radikal, reformcu veya sosyalist görüşleri destekleyen bir kişi veya grupla ilgili de kullanılabilmektedir. He was very interested in left politics. (Sol siyaset ile oldukça ilgilenen bir insandı.) Bırakılan, bırakılmış, kalmış Is there any milk left in the refrigerator? (Buzdolabında hiç süt…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!