draw (fiil) Çizmek She draws very beautiful paintings. (O çok güzel tablolar çiziyor.) An architect draws building plans. (Bir mimar bina planları çizer.) Çekmek (nesneyi) Draw the table from behind the wall. (Masayı duvarın arkasından çek.) Çekmek (cezbetmek) Male sparrows sing in order to draw the female ones. (Erkek serçeler, dişileri kendilerine çekmek için öterler.) Çekmek (mekana) The World Cup will draw thousands of tourists to France. (Dünya Kupası, Fransa’ya binlerce turist çekecek.) draw (isim)…

great (sıfat) Harika, müthiş, mükemmel I had a great history teacher back in highschool. (Lisede harika bir tarih öğretmenim vardı.) You are the greatest mother of the world. (Sen dünyanın en mükemmel annesisin.) I hope we will make a great profit this year. (Bu yıl müthiş bir kâr elde edeceğimizi umuyorum.) Büyük, fazla, çok There are two types of crates in garage, the small ones and the great ones (Garajda küçük ve büyük olmak üzere…

you (kişi zamiri) Sen, seni, sana, siz, sizleri You are my favorite person and I love you. (Sen benim kendime en yakın bulduğu insansın ve seni seviyorum.) I want to stay with you forever my darling. (Sonsuza kadar seninle birlikte kalmak istiyorum canım.) What do you want from me exactly? (Benden tam olarak ne istiyorsun?) You are so young and pretty, just like me forty years ago. (Tıpkı benim kırk yıl önceki halim gibi çok…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!