in (zarf) İçeri, içinde, iç, dahili Henry insisted I go in and drink a cup of coffee, I couldn’t say no to him. (Henry içeri girip bir fincan kahve içmem için ısrar etti, ona hayır diyemedim.) My friend Andy and Martin couldn’t believe their eyes when they saw what was going on in the house. (Arkadaşım Andy ve Martin içeride neler olduğunu gördüklerinde gözlerine inanamadılar.) In their house, every day was like a carnival. (Onların…

event (isim) Olay, vaka I believe this event will affect all of us in a bad way. (Öyle inanıyorum ki bu olay her birimizi kötü bir şekilde etkileyecek.) Because of a terrible event that had happened last year, students changed their schools. (Geçen yıl gerçekleşen korkunç bir olay sonucunda, öğrenciler okullarını değiştirdi.) If this event wouldn’t happened, we might never meet with your mother. (Eğer bu olay meydana gelmeseydi, annenizle hiçbir zaman tanışamayabilirdik.) Karşılaşma, müsabaka,…

mix (fiil/isim) Karışım, karıştırmak, katmak, kaynaşmak, karmak The wood of my wardrobe was a mix of dark oak and pine.(Gardırobumun ahşabı koyu meşe ve çam karışımıydı.) Olive oil and water never mix, the oil always stays on top and the water stays on the bottom.(Zeytinyağı ve su asla karışmaz, yağ her zaman üstte ve su altta kalır.) Rainbow is a mix in which colors are harmonious.(Gökkuşağı, renklerin uyumlu olduğu bir karışımdır.) The Atlantic and Pacific…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!