live (fiil) Yaşamak, ikamet etmek, ömür geçirmek, naklen, zinde They live in a two-story, blue-colored detached house. (Onlar iki katlı, mavi renkte olan müstakil bir evde yaşıyorlar.) Did you know that tortoises can live up to 200 years old? (Kara kaplumbağalarının 200 yaşına kadar yaşayabildiklerini biliyor muydun?) live (sıfat) Canlı, canlı yayın It is necessary to be extremely careful in live animal markets due to the risk of infectious diseases. (Canlı hayvan pazarlarında bulaşıcı hastalık…

outdoor (sıfat) Açıkhava, dış mekan My Geography teacher said that we will make the class outdoors tommorow morning because we will look into rocks. (Coğrafya öğretmenim yarın sabah dersi açık havada yapacağımızı söyledi çünkü yarın kayalara bakacağız.) It is very nice to see that you choose an outdoor restaurant for our third anniversary. (Üçüncü yıl dönümümüz için açıkhava bir restoran seçimi yaptığını görmek oldukça güzel.) During this quarantine period, I missed the outdoors very very…

Travel Türkçe ne demek? travel (isim) gezi, gezinti, seyahat, yolculuk Does any section of science consider time travel a possibility?(Bilimin her hangi bir kanadı zamanda yolculuğu mümkün olarak görüyor mu?)Sorry, I was on travel yesterday.(Üzgünüm, dün seyahatteydim.) Pierre kissed Maria and crossed to her bathroom, tossing several items into her travel bag.(Pierre Maria’yı öptü ve onun banyosuna geçip seyahat çantasına birkaç eşya attı.) Student: What does travel means?(Öğrenci: Travel ne demek?)Teacher: Travel means journey.(Öğretmen: Travel…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

300.000+ Kişinin İngilizce Öğrendiği Metodu Şimdi Ücretsiz Dene
Hala Anlıyorum Ama Konuşamıyorum Mu Diyorsun? Bu Döngüyü Bugün Ücretsiz Kır!