love (isim)

  1. Sevda, aşk, sevgi
  • Love is not a game, so don’t you ever try to play with somebody’s heart.
    (Aşk bir oyun değildir bu yüzden asla birinin kalbiyle oynamaya çalışma.)
  • Samuel thinks that friendship is more important than love.
    (Samuel arkadaşlığın aşktan daha önemli olduğunu düşünür.)
  1. Sevgili, yar
  • I like to call my boyfriend ‘’love’’.

(Erkek arkadaşıma ‘’sevgilim’’ diye hitap etmeyi severim.)

love (fiil)

  1. Bayılmak, çok sevmek, çok hoşlanmak
  • Loki loves to eat bananas as much as he loves to eat chocalate.
    (Loki çikolata yemeye bayıldığı kadar muz yemeye de bayılır.)
  • My English teacher loves to play games with us at lunch break.
    (İngilizce öğretmenim öğle yemeği arasında bizimle oyun oynamaya bayılıyor.)
  1. Sevmek, aşk beslemek, sevgi duymak
  • The way my father loves my mother, makes me believe that real love exists. (Babamın, annemi sevme şekli beni gerçek aşkın varlığına inandırıyor.)
  • People always say ‘’love is blind’’ but after I started to love you everything seems so bright.
    (İnsanlar her zaman ‘’aşk kördür’’ der ama ben seni sevmeye başladığımdan beri her şey daha parlak (net) gözüküyor.)

Love Kelimesi İle Eş Anlamlı Kelimeler

  • Care for
  • Passion
  • Infatuation
  • Have a crush on