country (isim) Ülke, memleket I love my country and if necessary, I would die for it willingly. (Ülkemi çok seviyorum ve gerekirse onun için seve seve ölürüm.) She is a traveler. She has seen almost 100 countries around the world. (O bir gezgin. Dünya üzerinde neredeyse 100 tane ülke gördü.) Every country has a different culture and a different history. (Her ülke farklı bir kültüre ve farklı bir tarihe sahiptir.) Taşra, kırsal kesim You live…

live (fiil) Yaşamak, ikamet etmek, ömür geçirmek, naklen, zinde They live in a two-story, blue-colored detached house. (Onlar iki katlı, mavi renkte olan müstakil bir evde yaşıyorlar.) Did you know that tortoises can live up to 200 years old? (Kara kaplumbağalarının 200 yaşına kadar yaşayabildiklerini biliyor muydun?) live (sıfat) Canlı, canlı yayın It is necessary to be extremely careful in live animal markets due to the risk of infectious diseases. (Canlı hayvan pazarlarında bulaşıcı hastalık…

İngilizce öğrenme noktasında dil öğrencilerinin en çok problem yaşadığı alan kelimelerin yazılış ve okunuşlarını öğrenmektir. Zira İngilizce kelimelerin okunuşu yazılışından, yazılışı okunuşundan farklıdır. Buna karşılık ortografik (yazıldığı gibi okunan) bir dil olan Türkçede ufak ses ve vurgu değişiklikleri haricinde her şey alfabeye uygundur. Örneğin “t” harfi “tekerleme” kelimesinde de “satır” kelimesinde de aynı sesi verir. “e” harfi “ver” kelimesinde ve “el” kelimesinde aynı şekilde okunur, fakat incelik-kalınlık farkı vardır. Peki anadili Türkçe olan biri, yazılışı…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

300.000+ Kişinin İngilizce Öğrendiği Metodu Şimdi Ücretsiz Dene
Hala Anlıyorum Ama Konuşamıyorum Mu Diyorsun? Bu Döngüyü Bugün Ücretsiz Kır!