beat (fiil) Dövmek Once, when I was in college, I have beaten by ten men who have clubs. (Bir keresinde, üniversitedeyken ellerinde sopalar olan on tane adam tarafından dövüldüm.) Police took a man in custody because he beats his wife and his children brutally. (Polis bir adamı karısını ve çocuklarını vahşice dövdüğü için gözaltına aldı.) I am taking Kung Fu classes because I don’t want to beaten by anyone. (Kung Fu dersleri alıyorum çünkü kimsenin…

sunshine (isim) Gün, günışığı, güneş ışığı The sun came up and sunshine looked so bright and felt so warm that it was enough to wake us all.(Güneş doğdu ve günışığı çok parlak göründü ve çok sıcak hissettirdi ki hepimizi uyandırmaya yetti.) Let’s make a camp this weekend because I want to watch to feel the sunshine when sun born.(Hadi bu hafta sonu kamp yapalım çünkü güneş doğduğunda güneş ışığını hissetmek istiyorum.) The solar panels of…

vinegar (isim) Sirke This shop sells handmade apple vinegar and it’s very high quality. (Bu dükkan el yapımı elma sirkesi satıyor ve çok oldukça kaliteli.) In a nostalgic Turkish movie, a married couple gets divorced over a debate about whether pickles will taste better when made with vinegar or lemon juice. (Nostaljik bir Türk filmimde, evli bir çift turşunun sirkeyle mi yoksa limon suyuyla mı yapıldığında daha lezzetli olacağı hakkında bir tartışma yüzünden boşanır.) I…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!