done (sıfat) Bitmiş, sona ermiş After you finished your last two articles, you are done for today. (Son iki makaleni de bitirdikten sonra, bugünlük işin sona eriyor.) This assignment must be done until first week of the next month. (Bu ödev gelecek ayın ilk haftasına kadar bitmiş olmalı.) I don’t think it will be done in an appropriate way. (Bunun uygun bir yolla sona ereceğini sanmıyorum.) Pişmiş How would you like your steak? Well done,…

sadist (isim) Sadist, elezer, acı çektimekten (özellikle cinsel anlamda) hoşlanan kişi Lily has a psychological disorder named sadism. She gets pleasure from hurting people around her. (Lily’in sadizm denilen psikolojik bir rahatsızlığı var. O, etrafındaki insanlara acı çektirmekten keyif alıyor.) My grandfather was a sadist person and he was literally torturing my grandmother. (Büyük babam sadist bir insandı ve büyükanneme resmen eziyet ederdi.) Alan’s sister is sadist but she still can’t accept it. (Alan’ın kız…

premium (isim) İkramiye, prim Health care premiums have increased this year but it still isn’t enough. (Sağlık hizmetleri primleri bu yıl arttı ama yine de yeterli değil.) We can pay a premium for the best location for our new hotel. (Yeni otelimiz için en iyi konuma ikramiye ödeyebiliriz.) premium (sıfat) Yüksek kaliteli, ayrıcalıklı Astrid prefers to drink premium coffee. (Astrid yüksek kaliteli kahve içmeyi tercih ediyor.) Jake is a premium member of our society. (Jake,…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!