trip (isim/fiil) Seyahat, gezi, yolculuk, hafif adımlarla dans etmek, çelmek I hope you enjoy your trip comfortably, our only desire is to serve you well.(Umarım seyahatinizi rahat geçirirsiniz, tek arzumuz size iyi bir şekilde hizmet etmektir.) Classmates tripped John and they knocked her down.(Sınıf arkadaşları John’a çelme taktı ve onu yere serdiler.) On our last trip, we traveled across the continent with my wife.(Son seyahatimizde eşimle birlikte tüm kıtayı dolaştık.) Have a good trip, take…

in (zarf) İçeri, içinde, iç, dahili Henry insisted I go in and drink a cup of coffee, I couldn’t say no to him. (Henry içeri girip bir fincan kahve içmem için ısrar etti, ona hayır diyemedim.) My friend Andy and Martin couldn’t believe their eyes when they saw what was going on in the house. (Arkadaşım Andy ve Martin içeride neler olduğunu gördüklerinde gözlerine inanamadılar.) In their house, every day was like a carnival. (Onların…

alone (sıfat) Yalnız, kimsesiz I was alone in the dark street and it was very frightening. (Karanlık sokakta tek başımaydım ve bu çok korkutucuydu.) It’s sad to see him so alone in that crowded friend group. (Onu o kalabalık arkadaş grubunda bu kadar yalnız görmek üzücü.) You can sit because I don’t want to eat alone tonight. (Oturabilirsin çünkü bu akşam yalnız yemek istemiyorum.) Rakipsiz She was alone in the Statistics class in almost the…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

300.000+ Kişinin İngilizce Öğrendiği Metodu Şimdi Ücretsiz Dene
Hala Anlıyorum Ama Konuşamıyorum Mu Diyorsun? Bu Döngüyü Bugün Ücretsiz Kır!