match (isim) Maç I am so excited to watch the final match. (Final maçını izlemek için çok heyecanlıyım.) Nancy said she will be at a football match this weekend. (Nancy bu haftasonu bir futbol maçında olacağını söyledi.) We should need to win tomorrow’s qualifying match to go through the next round. (Bir sonraki aşamaya geçmemiz için yarınki eleme maçını yenmeliyiz.) Kibrit I don’t know why I have a box of matches with me. (Neden yanımda…

real (sıfat) Gerçek Those things that I saw were real. (Gördüğüm o şeyler gerçekti.) He is a real professional in butchery. (O kasaplıkta gerçek bir profesyonel.) This novel has been adapted from real experiences. (Bu roman gerçek tecrübelerden uyarlanmış.) This necklace is made of real emerald. (Bu kolye gerçek zümrütten yapılmış.) You should notice the real world. (Gerçek dünyanın farkına varmalısın.) Doğru dürüst Looks like the things you suffered from made you a real person.…

Ezberliyorsun Ama Konuşamıyorsun: Sorun İngilizce Değil, Yöntem “Yazılı İngilizceyi anlıyorum ama iş konuşmaya gelince yapamıyorum.” Eğer bu cümle sana tanıdık geliyorsa, yalnız değilsin.Hatta bu, İngilizce öğrenmeye çalışan yetişkinlerin en sık yaşadığı problemlerden biri. Kelime biliyorsun.Gramer kurallarını hatırlıyorsun.Okuduğunu büyük ölçüde anlıyorsun. Ama sıra konuşmaya geldiğinde…Duruyorsun. Cümle kuramıyorsun. Ses çıkmıyor. Buradaki iyi haber şu:Sorun sende değil. Sorun, bugüne kadar öğrendiğin yöntemde olabilir. Neden “İngilizce Konuşamıyorum” Hissi Bu Kadar Yaygın? Çünkü çoğumuz İngilizceyi yıllarca şu şekilde öğrendik: Kelime…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

Şimdi İlk 3 Ders Ücretsiz: Hemen Kaydol!
Şimdi İlk 3 Ders Ücretsiz: Hemen Kaydol!