cute (sıfat) Sevimli, şirin, cici, hoş Do you think Celien is cute? (Sence de Celien tatlı değil mi?) This doll is so cute! She always sleeps with it. (Bu oyuncak çok tatlı! O sürekli onunla uyuyor.) The baby looks so cute in her dress. (Bebek elbisesinin içerisinde çok tatlı görünüyordu.) I know she is cute. (Onun sevimli olduğunu biliyorum.) She goes to prom that’s why she looks so cute. (Bu gece baloya gidecek bu nedenle…

cool (sıfat) Serin, soğuk It was a beautiful, cool weather yesterday. (Dün güzel, serin bir hava vardı.) Havalı, sakin He is a cool guy that doesn’t care about anything. (O hiçbir şeyi umursamayan, havalı bir çocuk.) How can you look so cool in such a stressful sitation like this? (Nasıl böyle bir stresli durumda sakin gözükmeyi beceriyorsun?) cool (isim) Serinlik I love the cool of the early morning in October. (Ekim ayındaki sabahların serinliğini çok…

mean (fiil) Anlamına gelmek, demek istemek, ifade etmek, kastetmek What does ‘imperialism’ mean? (Emperyalizm ne anlama geliyor?) What is meant by the term ‘mental activity?) (Zihinsel aktivite terimi ile ne kastedilmektedir?) What do you mean? I mean dozens of people borrowed climbing boots. We can do it also. (Ne demek istiyorsun? Demek istediğim şu ki düzinelerce insan tırmanış botu kiraladı. Biz de yapabiliriz.) mean (isim) Kötü davranış, kaba, acımasız / zalim, çok harcamaktan kaçınan kişi,…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!