busy (sıfat) Meşgul, başı kalabalık Tonight I am very busy because the deadline of the project has arrived. (Bu gece oldukça meşgulüm çünkü projenin teslim tarihi geldi.) Mr. Mcgill is very busy right now but you can leave a message if you want. (Bay McGill şu an çok meşgul fakat isterseniz bir mesaj bırakabilirsiniz.) Recently he is very busy with all of the homeworks, exams and work. (O şu sıralar ödevlerle, sınavlarla ve işle oldukça…

supreme (sıfat) Üstün, en yüce, en üst, üstün derecedeki, ulu, azami Bill’s supreme effort at school will make his parents happy. (Bill’in okuldaki üstün çabası ebeveynlerini mutlu edecektir.) I believe that life itself is the supreme test and we shouldn’t give up. (Hayatın kendisinin en büyük sınav olduğuna ve vazgeçmememiz gerektiğine inanıyorum.) If you are not satisfied with the court decision you can appeal the supreme court. (Mahkeme kararından memnun değilsen, yüksek mahkemeye itiraz edebilirsin.)…

“Eskiden oralar hep dutluktu!” cümlesini büyüklerimizden pek çok kez duymuşuzdur. Peki bu cümlenin İngilizcede nasıl ifade edilebileceğini hiç merak ettik mi? İşte bu noktada used to kullanımı devreye giriyor. İngilizce öğrenmek adına ilk adımlarını atanlar için en büyük ikilem cümleler için doğru zaman zarflarını seçmektir. Böyle bir cümle ile karşılaşıldığında dil öğrencilerinin pek çoğu çeviriye başlamadan vazgeçebilir. Kim bilir hangi Past Tense’ler veya Perfect’ler böyle bir ifadeyi anlatmak için kullanılıyordur. İşte tam da böyle kafa…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

300.000+ Kişinin İngilizce Öğrendiği Metodu Şimdi Ücretsiz Dene
Hala Anlıyorum Ama Konuşamıyorum Mu Diyorsun? Bu Döngüyü Bugün Ücretsiz Kır!