low (sıfat) Alçak, az, düşük, alt, ucuz She bought this skirt at a low price. (O bu eteği düşük bir fiyata satın aldı.) This chair is too low for her. (Bu sandalye onun için çok alçak.) I saw this computer at the mall. The price tag was not low. (Bu bilgisayarı alışveriş merkezinde gördüm. Fiyat etiketi düşük değildi.) Zayıf, güçsüz, kısa The battery is low that’s why the laptop doesn’t work. (Batarya zayıf bu yüzden…

trip (isim/fiil) Seyahat, gezi, yolculuk, hafif adımlarla dans etmek, çelmek I hope you enjoy your trip comfortably, our only desire is to serve you well.(Umarım seyahatinizi rahat geçirirsiniz, tek arzumuz size iyi bir şekilde hizmet etmektir.) Classmates tripped John and they knocked her down.(Sınıf arkadaşları John’a çelme taktı ve onu yere serdiler.) On our last trip, we traveled across the continent with my wife.(Son seyahatimizde eşimle birlikte tüm kıtayı dolaştık.) Have a good trip, take…

freedom (isim) Özgürlük, bağımsızlık, hürriyet, istiklâl Turkey gained its freedom in 1923 with Treaty of Lausanne. (Türkiye 1923’deki Lozan Barış Antlaşması ile bağımsızlığını kazanmıştır.) In this country, our freedom is guaranteed by the government and by the constitution. (Bu ülkede, özgürlüğümüz hükümet ve anayasa tarafından garanti altına alınmıştır.) Freedom, equality and fraternity are the core values of French Revolution. (Hürriyet, eşitlik ve kardeşlik Fransız Devriminin ana değerlerini oluşturur.) Hak, imtiyaz In United States of America,…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!