work (fiil) Çalışmak, meslek icra etmek He works in TOFAS car factory in Bursa. (O, Bursa’da bulunan TOFAŞ araba fabrikasında çalışıyor.) She works as an engineer in the iron steel industry (O, demir çelik endüstrisinde mühendis olarak çalışıyor.) İş yapmak, uğraşmak My grandfather worked all day in his farm. (Büyükbabam bütün gün boyunca tarlasında çalışmış.) Working with plants and flowers is very hard but also very relaxing. (Bitkilerle çalışmak oldukça zor ve bir o kadar…

fine (sıfat) İyi, hoş At first I thought she was a fine person but then I realized that she is very selfish about everything and she makes fun of people. (İlk başta onun iyi bir insan olduğunu düşündüm, ama daha sonra onun her şeyde çok bencil olduğunu ve insanlarla dalga geçtiğini fark ettim.) Although he had a very serious accident, his condition was fine. (Çok ciddi bir kaza geçirmesine rağmen durumu iyiydi.) She is a…

paint (fiil/isim) Boya, boyamak, portresini yapmak, resmetmek, resim yapmak The artist paints a portrait at the lakeside.(Sanatçı göl kenarında bir portre çiziyor.) We’ll take care of everything, including the paint job.(Boya işi dahil her şeyle biz ilgileneceğiz.) Paint is all over the place, who is responsible for this mess?(Boya her yere bulaşmış, bu karmaşadan kim sorumlu?) I will rent a house but it should be painted like a new.(Yeni bir ev kiralayacağım ama yeni gibi…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

300.000+ Kişinin İngilizce Öğrendiği Metodu Şimdi Ücretsiz Dene
Hala Anlıyorum Ama Konuşamıyorum Mu Diyorsun? Bu Döngüyü Bugün Ücretsiz Kır!