flow (isim) Akış, cereyan, akım, akıntı The flow of energy between two sides was obvious. (İki taraf arasındaki enerji akışı açıkça görülebiliyordu.) When we left the party, we sat by the river until the water flow stopped. (Partiden çıktıktan sonra su akıntısı durana kadar nehrin yanında oturduk.) It is very difficult to try to swim against the flow. (Akıntıya karşı yüzmeye çalışmak çok zordur.) flow (fiil) Akmak, akmaya başlamak When I saw her, my tears…

province (isim) Vilayet, il, saha, taşra, yetki alanı, ülkenin idari bölümlerinden biri, eyalet My uncle was the governor of this province for 15 years. (Benim amcam 15 yıl bu ilin valiliğini yaptı.) A curfew was declared throughout the province due to Covid-19. (Covid- 19 nedeniyle il genelinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.) This is the most famous cafe in this province. (Bu eyaletteki en ünlü kafe burasıdır.) All my memories take place in this province…

“Eskiden oralar hep dutluktu!” cümlesini büyüklerimizden pek çok kez duymuşuzdur. Peki bu cümlenin İngilizcede nasıl ifade edilebileceğini hiç merak ettik mi? İşte bu noktada used to kullanımı devreye giriyor. İngilizce öğrenmek adına ilk adımlarını atanlar için en büyük ikilem cümleler için doğru zaman zarflarını seçmektir. Böyle bir cümle ile karşılaşıldığında dil öğrencilerinin pek çoğu çeviriye başlamadan vazgeçebilir. Kim bilir hangi Past Tense’ler veya Perfect’ler böyle bir ifadeyi anlatmak için kullanılıyordur. İşte tam da böyle kafa…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!