crush (fiil) Kıracak ya da şekline zarar verecek kadar bastırmak, ezmek, izdiham yaratmak To get the oil out you will have to crush the seeds. (Yağı çıkarmak için tohumları ezmen gerekecek.) The giant shark crushed the boat and cut it in half. (Dev köpek balığı, tekneyi ezdi ve ortadan ikiye böldü.) crusher (isim) Ezici, kırıcı, parçalayıcı, öğütücü Let’s throw the garbage into the crusher. (Çöpleri öğütücüye atalım.) crushed (sıfat) Ezilmiş, ezik, parçalanmış, bastırılmış Women shouldn’t…

skill (isim) Yetenek, maharet, beceri, vasıf, hüner Survival skills are so high that she can live alone.(Hayatta kalma becerileri o kadar yüksek ki yalnız yaşayabilir.) She climbed the career ladder one by one due to her professional skills.(Mesleki becerilerinden dolayı kariyer basamaklarını tek tek tırmandı.) Summer holidays are perfect times to learn new hobbies and develop skills.(Yaz tatilleri, yeni hobiler öğrenmek ve beceriler geliştirmek için mükemmel zamanlardır.) Children who have the skill to play piano…

Hard Türkçe ne demek? Hard (sıfat) Katı, sert (kimse) He was a hard man, who never had a kind word for anyone.(Sert bir adamdı, hiç kimseye nazik bir söz söylemedi) Don’t be too hard on Howard.(Howard’a karşı bu kadar katı olma.) Student: What does hard means?(Öğrenci: Hard ne demek?) Teacher: Hard means stony.(Öğretmen: Hard katı demektir.) Zor It was hard to believe sweet little Sarah would be involved with anything so sinister.(Küçük tatlı Sarah’nın bu…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!