sad (sıfat) Üzgün, kederli, mahzun, üzüntülü, gamlı After I heard what she tells me, i feel sad.(Bana anlattıklarını duyduktan sonra üzüldüm.) The last song I listened on the concert made me sad.(Konserde dinlediğim son şarkı beni üzdü.) Student: What is the meaning of sad?(Öğrenci: Sad ne demek?)Teacher: Sad means depressed.(Öğretmen: Sad mahzun demektir.) Keder verici, üzücü, hazin Princess Diana’s car accident was a sad incident.(Prenses Diana’nın araba kazası keder verici bir olaydı.) I don’t like…

ghetto (isim) Getto, kenar mahalle, azınlık mahallesi, yoksul mahallesi My sister lives in a ghetto and she is considering moving away soon. (Kız kardeşim bir kenar mahallede yaşıyor ve yakında taşınmayı düşünüyor.) Cities with income inequality have more ghettos than cities with equal income. (Gelir eşitsizliği olan şehirler, eşit gelirli şehirlerden daha fazla gettoya sahiptir.) The environment became more dangerous as they went into the ghetto. (Onlar gettonun içlerine girdikçe çevre daha tehlikeli hale geldi.)…

old (sıfat/fiil/isim) Eski, yaşlı, ihtiyar Alice’s parents are very old and kind people.(Alice’in anne ve babası oldukça yaşlı ve kibar insanlar.) I donated my old shoes to charity, I hope it goes to someone in need.(Eski ayakkabılarımı hayır kurumuna bağışladım, umarım ihtiyacı olan birine gider.) The professor was touched because she remembered the old times.(Profesör, eski günleri hatırladığı için duygulandı.) Old people should be carefull about Covid-19, Coronavirus is effect them badly according to younger.(Yaşlı…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

300.000+ Kişinin İngilizce Öğrendiği Metodu Şimdi Ücretsiz Dene
Hala Anlıyorum Ama Konuşamıyorum Mu Diyorsun? Bu Döngüyü Bugün Ücretsiz Kır!