work (fiil) Çalışmak, meslek icra etmek He works in TOFAS car factory in Bursa. (O, Bursa’da bulunan TOFAŞ araba fabrikasında çalışıyor.) She works as an engineer in the iron steel industry (O, demir çelik endüstrisinde mühendis olarak çalışıyor.) İş yapmak, uğraşmak My grandfather worked all day in his farm. (Büyükbabam bütün gün boyunca tarlasında çalışmış.) Working with plants and flowers is very hard but also very relaxing. (Bitkilerle çalışmak oldukça zor ve bir o kadar…

about (zarf) Yaklaşık, hemen hemen, aşağı yukarı My friend and I didn’t see each other about two years and I missed her so much. (Arkadaşım ve ben yaklaşık iki yıldır görüşmedik ve ben onu çok özledim.) It is very obvious that this truck is about 25 tonnes. (Bu kamyonun hemen hemen 25 ton olduğu oldukça bariz.) I’ve been a taxi driver for about 30 years to make a living. (Aşağı yukarı 30 yıldır geçimini sağlamak…

real (sıfat) Gerçek Those things that I saw were real. (Gördüğüm o şeyler gerçekti.) He is a real professional in butchery. (O kasaplıkta gerçek bir profesyonel.) This novel has been adapted from real experiences. (Bu roman gerçek tecrübelerden uyarlanmış.) This necklace is made of real emerald. (Bu kolye gerçek zümrütten yapılmış.) You should notice the real world. (Gerçek dünyanın farkına varmalısın.) Doğru dürüst Looks like the things you suffered from made you a real person.…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

300.000+ Kişinin İngilizce Öğrendiği Metodu Şimdi Ücretsiz Dene
Hala Anlıyorum Ama Konuşamıyorum Mu Diyorsun? Bu Döngüyü Bugün Ücretsiz Kır!