you (kişi zamiri) Sen, seni, sana, siz, sizleri You are my favorite person and I love you. (Sen benim kendime en yakın bulduğu insansın ve seni seviyorum.) I want to stay with you forever my darling. (Sonsuza kadar seninle birlikte kalmak istiyorum canım.) What do you want from me exactly? (Benden tam olarak ne istiyorsun?) You are so young and pretty, just like me forty years ago. (Tıpkı benim kırk yıl önceki halim gibi çok…

crush (fiil) Kıracak ya da şekline zarar verecek kadar bastırmak, ezmek, izdiham yaratmak To get the oil out you will have to crush the seeds. (Yağı çıkarmak için tohumları ezmen gerekecek.) The giant shark crushed the boat and cut it in half. (Dev köpek balığı, tekneyi ezdi ve ortadan ikiye böldü.) crusher (isim) Ezici, kırıcı, parçalayıcı, öğütücü Let’s throw the garbage into the crusher. (Çöpleri öğütücüye atalım.) crushed (sıfat) Ezilmiş, ezik, parçalanmış, bastırılmış Women shouldn’t…

men (isim) Erkekler, adamlar Three men talking to each other at the bar but I can’t hear them.(Barda üç adam birbirleriyle konuşuyor ama onları duyamıyorum.) It is cliché to think that all men love football.(Tüm erkeklerin futbolu sevdiğini düşünmek klişe.) They should explain why men are more likely to become aggressive when drunk.(Erkeklerin sarhoş olduklarında neden daha agresif olduğunu açıklamalılar.) Nancy thinks all men love her. I think she is right because she is so…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!