say (fiil) Söylemek, demek, söz sahibi olmak, söz etmek / sözel olarak bahsetmek The patient knocked the door. “Come in” the doctor said. (Hasta kapıyı çaldı. Doktor “içeri girin” dedi.) He has said nothing about his meeting. (Toplantısından hiç bahsetmedi.) I just want to say how pleased I am to be here. (Burda olmaktan ne kadar mutlu olduğumu söylemek istiyorum.) One thing you have to say about Americans: they love drama. (Amerikalılar hakkında söylemen gereken…

draw (fiil) Çizmek She draws very beautiful paintings. (O çok güzel tablolar çiziyor.) An architect draws building plans. (Bir mimar bina planları çizer.) Çekmek (nesneyi) Draw the table from behind the wall. (Masayı duvarın arkasından çek.) Çekmek (cezbetmek) Male sparrows sing in order to draw the female ones. (Erkek serçeler, dişileri kendilerine çekmek için öterler.) Çekmek (mekana) The World Cup will draw thousands of tourists to France. (Dünya Kupası, Fransa’ya binlerce turist çekecek.) draw (isim)…

legend (isim) Efsane Every culture in the world has some unique or common legends that have been told for centuries. (Her kültürün yüzyıllardır anlatıla gelen ortak ya da benzersiz birçok efsanesi mevcuttur.) King Arthur’s legend is very popular in Britain and the rest of the World. (Kral Arthur’un efsanesi Britanya’da ve dünyanın geri kalanında çok popülerdir.) I made a trip to West Africa and there, I learned some legends which I have never heard before.…

İngilizce Öğrenme Rehberiniz:
Güncel Yazılar, İpuçları ve Kaynaklar

İngilizce Seviyeni Hemen Ölç!
İngilizce Seviyeni Şimdi Test Et!